Okul

Söz uçar, günlüktekiler karalanır, blog ise baki kalır: Sürekli gidip geldiğim bir konuyu burada yazıp-iredeleyerek bir sonuca ulaşacağımı umuyorum; ve tabii ki her “Kişisel” kategorisindeki yazı gibi bu da kişisel.

Okulda ve dışında sürekli karşılaştığım tuhaf bir durum: Zamanında varolan düzene karşı gelip, günümüzün temellerini atan cesur insanlara yapılan övgüler, ve bizim de aynısını yapmamamız için elinden gelen her şeyi yapan bir düzen. Tarih’te önce annesine, sonra Padişah’a ve en sonunda tüm Batu medeniyetine karşı gelen bir Atatürk; Din’de “Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.” deyip “Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez. diye devam eden bir İsa; Şiir‘de ise Tanrılara kafa tutan bir Promete:

Kalbinde her dakîka şu ulvî tahassürün
Minkâr-ı âteşini duy, dâimâ düşün:
Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?..
Yükselmek âsmâna ve gülmek ne tatlı şey!
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa… Ey
Müştâk-ı feyz ü nûr olan âtî milletin
Meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin

Yüklen, getir -ne varsa- biraz meskenet-fiken,
Bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen
Esmar-ı bünye-hîzini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde esâtîr-i evvelin
Gökten dehâ-yı nârı çalan kahramânını…

Varsın bulunmasın bilecek nâm-ü şanını.

17 yaşında biri için, tüm bunlar galeyana getirmeye yetiyor da artıyor bile; düşünmemek elde değil, niçin devam etmeli okula?

Bazen düşünüyorum, acaba bahane mi ediyorum bunları diye? Belki de sadece bir bunalmadır benimki, bir serzeniş: Günlerimin -gençliğimin- okulda, yollarda ve dershanede heba olması. Heba olması; çünkü ne doğru düzgün bir şey öğrendiğimi düşünüyorum ne de Üniversitenin bir işe yarayacağını. Şu anda ne kadar düzgünce ve sırayla yazmaya çalışsam da bir an önce kusup rahatlamak istiyorum: Ne bu ülkeden, ne eğitiminden ne de iş olanaklarından yana bir umudum var. Lisesi, müfredatından hocalarına kadar ayrı bir cins olan; sistemi ezber ve biraz daha ezber üzerine kurulu; adaletsizliğin her anlamda tavan yaptığı; torpiliniz yoksa sözlüde kaybettiğiniz bir yer. Bir mühendis olarak işe girseniz mühendislikten çok kağıt işi yaptığınız; olur da mesleğinizi icra etme şansına erişirseniz de intihar ettiğiniz bir yer.

Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz; nitekim konuşmakla bir yere de varılmaz. Ne kadar düşünsem, kafamın içinde kendimle tartışsam da en sonunda zaman geliyor, bir yol ayrımına varıyorum. En basitinden: Pazartesi okula gidecek miyim? (Evet.)

Devam etmek zorundayım; başka şansım yok. Bırakmak büyük bir risk, göze alamayacağım kadar büyük. Her ne kadar evde çalışarak, Türkiye’deki herhangi bir üniversitenin bana vereceğinden daha iyi bir eğitim alacağıma inansam da diplomanın getirdiği bazı avantajlar ve üniversitenin eğitim dışındaki olanakları -sosyal çevre, yurtdışı programları, şirketlere daha kolay erişim vs.- var.

Şimdilik kafamda California veya Berlin’e gitmek var. Belki UWC ile şimdiden, belki de Üniversite ile birlikte.

1.5 yıl sonra görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir