Kategori arşivi: Kişisel

Ne İstiyorum

Minecraft’ı ilk oynadığım zamanlar oyunda herhangi bir görevin olmadığını anladığım anda yaşadığım sanal varoluşsal krizi, başka insanların önümüze koyduğu hedeflerin suniliğini fark etmemle birlikte kendi hayatımda da yaşamaya başladım.

Dilijan’a ilk geldiğimizde, buradan giderken bize geri verilmek üzere, bir mektup yazmamız istenmişti. Ne yazdığımı hala hatırlıyorum; adam olmayı istemiştim, kendimi aşmayı, daha güçlü, kendi ayakları üzerinde duran biri olmayı. Klişe belki, bayağı hatta, ancak fark ettim ki “mutlu olmayı dilemek” de bir o kadar kilişe, ve eğer sizi neyin mutlu edeceğini bilmiyorsanız, nasıl mutlu olacağınızı da bilmiyorsunuz; ve anlamıştım ki kısa dönemli mutluluklardan daha çok istediğim şeyler vardı.

Geriye baktığımda gurur duymak istiyorum. Bir gün öleceğimi bilmek, bana geride bir şeyler bırakmam gerektiğini hissettiriyor. Bir şeyler bırakmak: baktığımda gurur duyacağım; bu benim tasarımım, benim bunda emeğim var diyeceğim, ben ölsem dahi yaşayacak olan, insanlığa katkıda bulunacak bir şey. Dünya ve insan ile sınırlamayalım kendimizi; bu evreni herkes için çok daha iyi, çok daha güzel, çok daha yaşanır bir yer yapmalı. Robotları da katalım buna, hayvanlar da sevinsin, ve bitkiler de nasiplenebilir belki. Uzayı keşfeden bir astronota yardım edebilmek örneğin. Ya da ne bileyim, bir insanın acısını dindirebilmek, bir çocuğu hayrete düşürebilmek de olabilir.

Bir de seviyorsam eğer, ve seviliyorsam, daha da başka bir isteğim yok buradan.

UWC Dilijan’da İlk Hafta

On aylık bir sürecin sonunda nihayet kavuştuğum okulumda ilk haftam geçmiş bile. UWC‘ye ve başvuru sürecine değinmeden UWC Dilijan‘da geçirdiğim ilk hafta ve ilk izlenimlerimi anlatmak istiyorum. Umarım buraya gelecek olanlara bir yardımım olur, bu arada ben de içimi dökerim. :)
Okumaya devam et

Büyümek

Hep biraz sorun yaşadığım bir yer oldu sanırım okul. Önceleri sosyal nedenlerden, daha sonra ise topyekün kendisi ile sorunlarım oldu. İlkokulu sayarsak 12, liseden başlarsak 4 yıl boyunca sürdü gitti böyle:

Devam etmek zorundayım; başka şansım yok. Bırakmak büyük bir risk, göze alamayacağım kadar büyük. Her ne kadar evde çalışarak, Türkiye’deki herhangi bir üniversitenin bana vereceğinden daha iyi bir eğitim alacağıma inansam da diplomanın getirdiği bazı avantajlar ve üniversitenin eğitim dışındaki olanakları -sosyal çevre, yurtdışı programları, şirketlere daha kolay erişim vs.- var.

Okulda yaptığımız şeyin haybeye olduğunu düşündüm hep: Ne istediğimiz dersleri gördük, ne istediğimiz gibi anlattılar, ne de bir anlatan vardı. Görüyorsak eğer öğrenmek için değil, hep bir sınav için gördük. Çalışmak dediğin soru çözmek, biraz daha soru çözmek demek. Günlerimin 3 saati yolda, 7’si okulda geçti. Haftasonlarım dershanede, “çalışın, çalışın, çalışın!” diyen manyaklarla heba oldu. Bütün sistem kapağı bir yerlere atmak üzerine kuruluydu, nitekim attım da:

Şimdilik kafamda California veya Berlin’e gitmek var. Belki UWC ile şimdiden, belki de Üniversite ile birlikte.

Annemin deyimiyle bir piyango olan hayal gerçek oldu ve ben UWC Dilijan‘ı kazandım. Özgürlük demekti bu; istediğin dersi seçme özgürlüğü, haftasonlarını dershanede tüketmeme özgürlüğü, aynı soruları tekrar tekrar çözmeme özgürülüğü… Bu yaz tatilini yaşayarak geçirmem demek, gelecekten kaygımın olmaması demekti. Hayalinolabilir olmasıydı bu.

nereye varırsa varsın umurumda mı
hiçbir şey tutamaz beni artık.
ne iş ne güç, ne çoluk çocuk
bir su ıslatır, bir sıcak kurutur
denizlerde gemiler göklerde bulutlar
pırıl pırıl sevdalardadır çağım
hiçbir şey tutamaz beni artık
bu bahar, bu ağaçlar, bu rüzgâr
hoşça kalsın en eskisi en yenisi aşklarımın
gitmek mi, gitmek ne demek kaçacağım.

kalbim bu rahatsızlık içinde bir bakarsınız
en güzel türküsünü söyleyebilir.
benim gözüm yollarda sulardadır
yıldızlara karşı bomboş uykulardadır.
ne iş ne güç, ne çoluk çocuk
eylese eylese beni kararımdan -olmaz ya-
bir kadın eyliyebilir.

Turgut Uyar

Bir Haziran akşamı oturuyorum şimdi, arka fonda Buena Vista Social Club, camın önünde esen bir rüzgar, titreşen yapraklar. Şimdi önümde bambaşka bir hayat var: Ailemden, arkadaşlarımdan, yetiştiğim yerden uzaklarda, yetmiş iki milletten türlü türlü insanlarla geçecek olan bir 2 yıl, üniversite, ve en sonunda çalışma hayatı. Hiçbir şey şu anda olduğu gibi olamayacak asla; ne temelli döneceğim geriye, ne de bir çocuk olarak kalabilirim artık.

Olabilirlerim ve çalışacak çok zamanım var. Поехали!

Yol

Dini (veya daha doğru bir deyişle ruhani) kitaplar genel olarak hep ilgimi çekmiştir. Belki sağlam bir inançtan yoksun olmam, belki de saf bir merak; ancak yüzyıllar boyunca milyonlarca insanın inandığı ve bununla da yetinmeyip hayatını adadığı şeylerin ilgi çekmemesi mümkün değil. Biri ve takipçilerinden oluşan küçük bir grup insanın bunca zaman sonra dahi bu kadar insanı etkileyebilmesi etkileyici.
Okumaya devam et

tie of /u/mylasttie

“Yakında sonsuza dek gitmiş olacağım, ama birisi bunu okuduğu sürece bir sorun yok”

Henüz 24 yaşındayım, ancak şimdiden son kravatımı seçtim: Birkaç ay sonraki cenazemde takacağım kravatı. Takımıma uymayabilir, ancak duruma mükemmel uyduğunu düşünüyorum.

Kanser teşhisi o kadar geç konuldu ki, uzun bir hayat sürmem için en ufak bir umudum dahi yok; ancak fark ettim ki ölüme dair en önemli şey, bu dünyayı -katkılarınız sayesinde- olduğundan daha iyi bir yer olarak bıraktığınızı bilmek. Şu ana kadar nasıl yaşadığım, varlığım ve elbette onun yok olması, bir anlam ifade etmeyecek çünkü yaşamım boyunca etki edecek bir şey yapmadım.

Önceden, kafamı işgal eden pek çok şey vardı. Ne kadar zamanım kaldığını öğrendiğimde, bununla birlikte, nelerin gerçekten önemli olduğunu anladım. Bu yüzden size bencil bir nedenle yazıyorum. Farkına vardığım şeyleri sizinle paylaşarak hayatıma bir anlam vermek istiyorum:
Okumaya devam et

Okul

Söz uçar, günlüktekiler karalanır, blog ise baki kalır: Sürekli gidip geldiğim bir konuyu burada yazıp-iredeleyerek bir sonuca ulaşacağımı umuyorum; ve tabii ki her “Kişisel” kategorisindeki yazı gibi bu da kişisel.

Okumaya devam et

WordPress!

Ooo bak ne güzel static!“, “WordPress zaten hantal ya.” gibi saçma sapan bahanelerle heves edip kendimi Jekyll’e atmamın ardından, Jekyll’in bana -sürekli- sorun çıkarması sonucu “Eeh, iki kelime bir şey yazacağız; onun için de hata mı ayıklayacağım iki saat?!” deyip gene WordPress’e geçtim.

Çok iyi oldu, çok da güzel oldu.